Ahiretin Varlığına Deliller

AHİRETİN VARLIĞINA DELİLLER

 

Dinin en önemli unsuru ALLAH’a imandır. Bütün kainatı yoktan var  eden , bitki ayvan ve insana kudret hazinesinden hayat veren her birinin ayrı ayrı ihtiyaçlarını gideren ve bütün icraatlarının binler hikmeti olan nihayetsiz şefkat ve adalet sahibi bir Yaratıcıya inanmak dinin ilk ve en temel kaidesidir. Bu ilk kabulden sonra dinin en önemli rükünlerinden biri ahrete imandır. Ahretin varlığına bazı deliller:

1-) Her bir Esma-i Hüsna (ALLAH’ın güzel isimleri)  ahretin varlığına delildir. Mesela :

a-) Kadir ( her şeye gücü yeten sonsuz kudret sahibi) ismi ahretin delilidir. Şöyle ki:

Nasıl ki bir iğne ustasız olmaz, bir nakış nakkaşsız olmaz, bir kitap katipsiz olmaz: aynen öylede zerreden güneşe kadar her varlığın en güzel şekilde tazim edildiği şu kâinat sarayının da bir yapıcısı ve bir sanatkarı vardır. O da ALLAH‘tır. Yerin göğün yaratıcısı her şeyin sahibi yüce ALLAH gönderdiği peygamberler vasıtası ile insanoğluna “ ahret vardır, ceza vardır, mükafat vardır“ diyor iyi-lik yapanların karşılığını göreceğini ve yine kötülük yapanların cezaya çarptırılacağını va’d ediyor. ALLAH hulf-ul vaadde bulunur mu? Oysaki hulf-ul va’d acizliktendir. ALLAH her türlü acizlikten uzak-tır; öyle ise ahret vardır ve ALLAH insanları tekrar yaratacak ve va’dini yerine getirecektir.

b-) Adil ( sonsuz adalet sahibi) ismi ahrete delildir. Şöyle ki:

          Biz biliyoruz ki şu dünyada zalim zalimliği ile mazlumda mazlumluğu ile kalıyor. Zira Hitler, Musollini, Lenin ve bir çok zalim dünyada milyon-larca kişinin ölümüne sebep oldular. Fakat törenle defnedildiler. Eğer bu insanlar dünyada cezalandı-rılsalardı en fazla idam edilirlerdi. Oysa ölmekle milyonlarca can almalarına karşılık bir can veriyor-lar. Tam adaletin olabilmesi için onlar yüzünden ölen insanlar kadar canları alınmalı, onlar yüzün-den acı çeken insanlar kadar acı çekmelidirler. Fakat bu dünyada bu mümkün değildir. Acaba nihayetsiz adalet sahibi ALLAH buna izin verir mi? Tam adaletin sağlanması bu dünyada mümkün olmadığına göre mutlaka bir başka aleme bırakı-lıyor. Öyle ise ahret vardır. Hesap mutlaka olacak-tır.

Bir ülkede hiç hapishane olmasa bir adam hükümdara karşı devamlı saygısızlık yapsa kanun ve nizama uymasa elbette sadece o adamı cezalan-dırmak için bir cezaevi yapılır. Aynen öylede ALLAH’tan gelen nimetlere şükretmeyen hatta daha da ileri giderek gerçek nimet sahibini inkar eden edepsizler için bir ceza yeri olacaktır. Madem bu dünyada böyle bir ceza yeri yok öyle ise mutlaka başka bir alemde olacaktır.

ALLAH bu dünyada isyan edenler veya itaat edenler diye kısımlara ayırmadan herkese nimet veriyor. Demek ki itaat edenleri mükafatlandıracağı isyan edenleri cezalandıracağı başka bir mekan var.

Seven sevdiğine mükafat vermek onu daima mutlak görmek ister. Ama biz biliyoruz ki, ALLAH ‘ın en sevgili kulu Hz. Muhammed’e (sav) ALLAH vardır dediği için işkencenin akla hayale gelmeyeni tatbik edilmiş buna karşılık ALLAH’ın nimetlerini yalanlayıp ona isyan eden ebu cehil hayatını keyif ve eğlence ile geçirmiştir. Acaba ALLAH sadece insanlığın iftihar tablosu için bir cennet ve ebu cehil için bir cehennem yaratmaz mı?

c-) Hakim (Herşeyi hikmetle yapan nihayet-siz hikmet sahibi) ismi

Ahrete delildir. Evet kâinata dikkatle bakıldı-ğında ne intizamsızlık ne de israf görünür. Her bir varlık O’nun hikmetli ve sanatlı bir işaretçisidir, aynen öylede :

ALLAH kâinatta hiçbir varlığı manasız ve başıboş yaratmamıştır; küçük bir bakteriye ölmüş canlıların kalıntılarını temizlettirerek ona büyük işler gördüren ALLAH insanı varlıkların en değerli-sini başıboş bırakır mı? Yaptığı iyi veya kötü fiiller-den hesaba çekmez mi?

Bir mısır tanesi çürüyüp toprak olsun. sonra ALLAH’ın Hay (hayat veren) ismi ile tekrar canlanıp 80-100 adede varabilecek mısır versin; yaradıl-mışların en hayırlısı, Kâinatın Efendisi, ALLAH’ın sevgilisi çürüyüp toprak olsun  ve bir mısır tanesi kadar bile değeri olmasın. Bunu hangi akıl kabul eder? Evet ya ahrete iman et yada aklını başından çıkarıp at.

Evet Bediüzzaman’ın ifadesi ile “Vermek iste-meseydi istemek vermezdi”. Biz görüyoruzki açlık vermiş, nimet göndermiş; susuzluk vermiş, su göndermiş. İnsana ebediyet isteğini veren O’dur. Öyle ise mutlaka insana ebedi kalacağı bir mekan yaratacaktır. Çünkü O’nun hikmetsiz fiili yoktur. 

Bir kimyager büyük bir itina ve çalışma sonucu her yaprağı on milyon lira kıymetinde olan gayet güzel ve eşsiz çiçekler yapsa ve bunları âdi bir saman çöpüymüş gibi keçilere yedirse ne kadar abes olur. O halde, her bir organı milyarlarca liraya değişilmeyecek kadar kıymetli olan insanları, elbet-te ki Hakîm-i Zülkemâl olan ALLAH (C.C)  sadece ve sadece toprak altındaki kurt ve böceklere yedirmek için yaratmamıştır.

İşte ahiret olmasa insanın âkıbeti ve sonu bu tarzda olur...

d-) Rahim (sonsuz merhamet sahibi) ismi ahreti iktiza eder.

Şefkati ile anayı yavrusuna hizmetçi eden, karıncadan file kadar her canlının münacatına cevap veren ALLAH, kâinatta en çok değer verdiği insanın ebediyet isteğini karşılıksız bırakır mı?

2-) Nübüvvet haşre dellallık ediyor.

Evet ehli tahkikin ittifakı ile şakkı kamer ve parmaklarından su akması gibi bini aşkın muci-zeden had ve hesaba gelmez peygamberlik delili ile muhbir-i sadık haber veriyor :

 “ Hazırlanınız, başka daimi bir memlekete gideceksiniz: öyle bir memleket ki bu memleket ona nispeten bir zindan hükmündedir. Yüce yaratı-cının fermanını dinleyip itaat ederseniz ihsanlara mazhar olacaksınız; yok isyan edip dinlemezseniz, müthiş zindanlara atılacaksınız. “

Mü’min kâfir O’nu tanıyan herkes tarafından Muhammedül Emin olarak bilinen ALLAH Rasulu hayatında hiç yalan söylememiş. Buna tarih şahittir. (Benden sonra hilafet 30 sene sürecektir. İstanbul mutlaka fethedilecek, bana ilk kavuşan Hz. Fatıma olacak demiş ve hepsi doğru çıkmıştır.)  O’nun ahretin varlığından bahsetmesi ahretin oldu-ğuna delil olarak yetmez mi?

İnsanlığın en seçkin simaları Peygamber-lerdir. Zira onların yala konuşabileceklerini düşün-mek bile küfürdür. Çünkü onlar kötülüklere karşı ALLAH tarafından korunmaktadır. Evet Hz. Muham-med (sav)  başta olmak üzere Hz. İsa, Hz. Musa, Hz. Davut gibi Kur’an da adı geçen 24 peygamber yine Kur’an da adı geçmese de gelmiş olduğu bildirilen 124.000 peygamber ahret vardır diye haber vermişlerdir.

Ayrı ayrı yerlerde ayrı ayrı ayrı zamanlarda birbirlerinden haberdar olmaları imkansız olan sadık muhabirlerin bil ittifak aynı hakikati haber vermeleri delil olarak yetmez mi?

3-) Kur’an Haşir vardır diyor

Kur’an ki “Bütün alimlerinizi, bütün ediplerinizi toplayın yine de Kur’anın bir suresini meydana getiremezsiniz“, mealinde ki ayetle ken-disinin hak kelâmı olduğuna itiraz edenleri susturan ilahi hitapta tam 115 defa ahretten bahsedil-mektedir. Evet şahit olarak yüksekler yükseğinden nüzul eden ilahi kanunlar mecmuası Kur’an yetmez mi?

4-) İnsandaki Ebediyet isteği ahret var-dır diyor.

Nasıl ki meyve ağaca , ayak izleri bir canlıya,  su kaynağına delalet eder. Dar çerçeve içinde yaşayan insanın hiç ebedi varlık görmediği halde ebediyet istemesi ebedi bir mekana delalet eder .

Bir balinanın yüzdüğü suda suyun sığlığı nedeniyle sırtı görünse anlarız ki  bu balık bu deni-zin balığı değil.. Aynen öyle de insanın istekleri bu dünyada bitmiyor öyle ise insanın gerçek mekanı burası değildir. Bütün isteklerine cevap verilecek bir alem vardır. Orası fani dünya hayatından sonra başlayacak baki ahret hayatıdır.

5-) Tarih Ahret var diyor

Fravunlar ölünce mezarlarına altın ve gümüş koyu-yorlardı ve ölen her Fravun üzerinde yalvarış ifade eden dua kağıtları ile gömülürdü.

Zerdüştler ve budistler de dünya dışında bir mekandan bahsedip insanları uyarmışlardır.

*Bir çok düşünür ve ilim adamı ahiretin varlığından bahsetmiştir; Yunanlıların ünlü tarihçisi Homeros ruhların öbür alemde barınakları olduğun-dan orada mutlu olacaklarından bahsetmiştir.

Pisagor insanların cismani ve ruhi hesap vereceklerinden bahsetmiştir.

Eflatun ahiretin varlığına verdiği Tabiat– Fazilet delilinde:

İnsan fazilet için yaratılmıştır dolayısıyla kötü hislerinden ayrılmalıdır. Ancak insanın dünyadaki bu mahrumiyetinin mutlaka başka bir alemde karşılığı olmalıdır. Diyerek ahirete işaret etmiştir.

Dekart gibi bir materyalist (maddeci) “ içime doğanlar” adlı kitabında ruhların ölümsüzlüğünden bahsetmektedir.

Evet kimi Mısırda, kimi Yunanistan’da, kimi Hindistan’da olan farklı zamanlarda birbirlerinden habersiz yaşamış bu insanların söz birliği etmişçe-sine ahiretin varlığına şahitlik etmeleri delil olarak yetmez mi?

Hukukta bir iddianın kabul edilebilmesi için güvenilir iki şahidin olması yeterlidir. Yukarıda gör-düğünüz gibi bütün peygamberler bir çok düşünür ve tarihten günümüze islam ve hristiyanlık alemi-nin bütün din alimleri ahiret vardır demişler. Bir konu üzerinde bu kadar şahidin ittifak etmesi aklen, mantıken ve vicdanen doğruluğunu göster-mez mi?

Sakın deme “Bu ölmüş canlıların dirilmesi acaba nasıl mümkün olacak?”

-         Nasıl her kışın ölen bütün bitkiler baharda canlanıyorsa öyle olacak.

-         Nasıl toprağa atılan kupkuru tohum yeşe-riyorsa öyle olacak

-  Nasıl, insan vücudunda, kesilmiş hayvan eti, kurumuş buğday unundan yapılmış ekmek tek-rar canlanıyor, kemiğe, ilik kollarına, kas oluyor aynen öyle de bütün insanlar dirilecek

-         Hem nasıl yüzler şahidin şehadetiyle şe-hitler tabiat kanunlarına isyan edercesine çürüyüp toprak olmuyor. Aynen öylede şehitleri muhafaza eden kudret sahibi elbette çürümüş cesetlere can vermeye muktediridir.

-         Küfürde ısrar eden Übey bin Halef elinde-ki kuru kemiği Efendimize göstererek “Bunu kim diriltecek“ deyince, Efendimiz... “Kim önce can ver-di ise o “ cevabını verdi. Bu cevap tek başına delil olarak yetmez mi?

- Video kasetleri ile kuluna ses ve görüntüyü muhafaza etmeyi, mumyalama ile vücudu bozul-madan saklamayı öğreten ALLAH, insanı muhafaza edip tekrar diriltmez mi?

- Bir çam ağacını çam çekirdeğine çıkarttıran ALLAH, insanı çürüyen kemiklerden çıkaramaz mı?

- Bir arabayı icad mı zordur, bozup yeniden yapmak mı? ALLAH insanı yoktan var etmiş çürü-yüp dağıldıktan sonra tekrar nasıl diriltir diye soru-lur mu?

- En büyük bir ağacın ruh programı nokta gibi küçük bir çekirdekte toplayıp muhafaza eden Zat-ı Hakim-i Hafız “ Vefat edenlerin ruhlarını nasıl muhafaza eder denilir mi?

***Unutma ! Ölüm hem yeni gelecek mahlu-kata yer boşaltmak hem de insana vazifesini unutturan gafletten ve şükrünü unutturan sarhoş-luktan uzaklaştıran ikaz-ı ilahidir.

***Sakın korkma! Ölüm ebedi bir idam kapısı değil. Sadece mekan değişikliğidir. Senin gibi mü’minler için ebedi bir saadet alemidir. Öyle ise Bediüzzaman gibi söyle:

 

Mevte, ecele dost bakarım,sen gibi korkmam

Kabre gülerek giderim,sen gibi ürkmem

Yorum Yaz