Anadolu güllerinden bir tebessüm

Anadolu güllerinden bir tebessüm
Abdullah Aymaz,Zaman 


Bir önceki yazımda Hüseyin Demirtaş Bey'in fedâkarlığından bahsetmiştim. Ama vefat eden şehitler kervanına katıldığı için biraz daha malûmat verebilmek düşüncesiyle yakın arkadaşlarına ulaşmaya çalıştım...

Hanımı şu anda üç çocuğu ile beraber memleketleri olan Balıkesir Burhaniye'de bulunuyor... Kendisiyle telefonla irtibat kurabildim...

Mevlit Özkişi, Hüseyin Bey için, "O anıldığında aklıma 'Önden giden atlılar, çok yollar geçtiler ama hiç çiçek ezmediler.' mısraı gelir. Yiğitçe Hakk'a avdet eden gönlü huzurlu, gülümser yüzlü, kırmayan ve kırılmayan fıtratlı, sabırlı ve mütehammil ruh, her zaman güller ekti, güller biçti, güller içinde gül kokarak ömrünü tamamladı." diyor.

Hasan Hüseyin Aygün, onun için, "13 senelik beraberliğimizde, o mütebessim, o güven veren, o nezaketli ve dürüst çehre hiç değişmedi. Kazakistan-Atrav'da bir firmada ricalar üzerine yazın çalışmıştı, kazancının hepsini okulumuzun inşaatına verdi. Bir firma, okulumuzun verdiği maaşın kat kat fazlasını kendilerinde çalışması için teklif etmişti, o sadece bir tebessümle karşılık vermişti. Zaten Türkiye'de annesinin bulduğu aylık 2500 dolarlık işi bırakıp 300 dolarlık öğretmenliği tercih etmişti. Vefatından bir gün önce Türkiye'ye gitmiştim. Telefonda sesini iyi bulmuştum. Bir gün sonra vefat haberini alınca kalbime bir ateş düştü. Eşine ve çocuklarına bu acı haberi nasıl verecektik? Şeker hastasıydı, vefatı da yüksek şekere bağlı kalp krizinden olmuştu. Eşine ilk haberi veren okul müdürü Alaaddin Bey olmuştu. Muhtereme zevcesi, hâdiseyi büyük bir metânetle karşılamış, evlatlarına acısını fark ettirmemişti. Kendisine eşi Hüseyin Bey'in okuldan alacakları verilmek istendiğinde, 'Buradaki arkadaşlar sıkıntı içinde... Onlar, zor durumda kalmasınlar.' diyecek kadar hasbî ruh olgunluğu sergilemişti. Cenazesinin Türkiye'ye gönderilmesinde okulun velileri canla başla seferber oldular. Çok kolayca sabah saat dokuzda uçakla İstanbul'a aynı gün öğleden sonra da Balıkesir Burhaniye'ye ulaştı. Yüzlerce insan cenaze namazına iştirak etti. Tam toprağa verilirken, her müminin vefatından gök ehlinin ağladığının bir işareti olarak ılık bir rüzgâr eşliğinde yağmur çiselemeye başladı. Son defa eşi ve ailesi yüzünü görmek istediklerinde de, yüzündeki tebessüme, kollarındaki iğne yerlerinden hâlâ akmakta olan taze kana şâhit olmuşlardı. Aslen Çanakkaleli olan Hüseyin'imiz, inşallah Çanakkale şehitleriyle beraber, Bedir şehitleriyle beraber haşrolur." diyor.

Yakın dostu Ergün Bey diyor ki: "2003'te Almatı'da Aksay lisesindeydi. Atravlı öğrenciler olimpiyat kampına gelmişlerdi. Buradan Özkemen şehrindeki ülke olimpiyatlarına katılacaklardı. Atravlı öğrenciler arasında kabakulak hastalığı çıktı. Büyük riskti. Bu salgından dolayı okulu bile kapatabilirlerdi. Hemen bu öğrencileri evine aldı, iyileşinceye kadar evinde misafir edip baktı. Bütün bunların şâhidi Güliya Apay, hayret ve hayranlıkla "Kazak-Türk liselerinin farklı olduğunu ilk defa tam olarak anlıyorum!" demişti. Hüseyin Bey, mühendislik mezunu olmasına rağmen İngilizce öğretmeni olarak çalıştı. Fakat bilgisayar alanında çok iyi idi. Bilgisayar öğretmeni olunca, kısa zamanda bilgisayarda olimpiyatlardaki başarımız artmıştı. Bilgisayarla ilgili dünyadaki gelişmeleri takip ederdi, uygulardı. Firmalardan yüksek ücretle yapılan çalışma tekliflerini kabul etmedi... Son görüşmemiz teneşirde oldu; gördüğü güzel bir rüya sebebiyle gülümsüyor gibiydi. Sanki hemen kalkacak, 'Allah affetsin, çok uyuduk galiba!.' diyecek gibi bir hali vardı. Allah rahmet eylesin..."

Evet güller gibi gülümseyen adanmışlık ruhuna sahip bir yiğidimizden hatıralarımıza emanet edilenler bunlar...

16 Kasım 2008, Pazar

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !