Cehennemin Vasfı,Şiddeti ve Zorluğu

CEHENNEMİN VASFI , ŞİDDET VE ZORLUĞU

 

Hz. ALLAH (c.c) buyuruyor ki:

 

“Ey iman edenler! Kendinizi, aile fetrlerinizi cehennem ateşinden koruyunuz. Çünkü cehen-nemin yakıt maddesi insanlar ve onlerın tapın-dıkları taşlardır. Cehennemde bulunan melekler (zebaniler), ağır sözlü ve sert muamele edicidirler. ALLAH(c.c)’ın emir-lerine asla karşı gelmezler. Ne emredilirse onu (eksiksiz, olarak) yerine getirirler.

                                        (tahrim/6)

 

Efendimiz (sav) buyuruyorlar ki:

 

“Hz. ALLAH (c.c) Cebrail’i meleklerinin başı olan Malik’e göndererek bir miktar ateş alıp yemeğini pişirmesi için, Âdem peygambere verme-sini emreder. Cebrail de yüce ALLAH’ın (c.c) emrini yerine getirmek üzere Malik’e başvurduğunda ara-larında şöyle bir konuşma geçer.

          Malik:

          - Ey Cebrail! Ne kadar ateş istiyorsun?

          Cebrail:

-          Bir hurma tanesi kadar.

Malik:

- Sana istediğin bu miktarı versem, kuşkusuz o ateş yerde ve gökte neye dokunsa derhal eritir.

Cebrail:

-          Öyle ise yarısını verin. Malik:

-  Ey Cebrail sana bu kadarını da versem yine onunla yeryüzündeki bitkilere dokunulduğunda hemen yanıp kül  oluverirler.

Bunun üzerine Cebrail (a.s), ALLAH’a (c.c):

“Yâ Rabbi! Ne kadar ateş alayım?” diye sorar. Hz. ALLAH (c.c), Cebrail’e bir zerre kadar almasını emir buyurur. Cebrail de cehennem ateşinden bir zerre kadar alıp cennet ırmaklarından tam yetmiş tanesinde tam yetmiş kez yıkayarak onun hararetini hafifletir. Sonra da Âdem peygam-bere getirir.

Bu ateşi dağlardan birine koyan Âdem peygamber, bir de bakar ki, o bir zerrecik ateşin şiddeti karşında dağ eriyiverir, ateşde doğruca eski yerine gider. Geride sadece taşlar arasında duman-ları kalır. İşte bugün kullandığımız ateş, cehennem ateşinin sadece dumanlarından ibarettir.”

          Ey akıl sahibi olan kişiler! Ocağınızın başında ısınırken üzerinize bir kıvılcım sıçradığında nasıl havaya sıçrıyoruz. Peki ya öbür dünyada alevlerinin yükseldiği cehennem ateşine düşersek halimiz ne olur?

                                   ****

Cehennemlik kişi ateşe atıldığında kendisine şöyle denir:”Tad (o azabı). Çünkü sen (iddianca çok şerefli çok yüce idin). “      

                                               ( duhan/49)

 

            Onlara:” etrafı dar, karanlık, tehlikeli ve ebe-di olarak kalacağınız, azab çekeceğiniz bu cehen-nemde yaşayın” denir. Atıldıkları yerde cehennem ateşi yanar: ve onlarda cehennem ateşinin birer yakacağı olurlar. İçecekleri hamim, durakları ce-hennemdir.”

          Zebaniler onları cehenneme attıkları zaman, haviye cehennemi onları toplar. Artık onlar için bir ümit yoktur. Onlar içinm sadece helak üzerine helak vardır. Kurtuluşları imkansızdır. Ayakları bo-yunlarına bağlı oldukları halde günahtan yüzleri kararmış olarak feryat edip dururlar:

          “ Ey Malik! Biz cezamızı bulduk. Bu ateşten demir bukağışar bize ağır geldi. Öyleki, her seferinde derilerimiz eriyip aklmakta. Ne olur bizi burdan çıkar. Bir daha isyan etmek mi? Asla...” diye bağışırlar.

          Fakat zebaniler:

          “Boşuna. Kurtuluş ümidi sizler için artık çok geç. Siz, buradan bir daha asla çıkamazsınız. Sesinizi kesin ve bir daha konuşmayın. Çünkü siz, buradan çıkarılsanız bile, yine eski halinize, küfür ve isyanınıza dönersiniz.” Dedikleri zaman, isyan-kârlar artık kendileri için bir kurtuluş ümidinin kal-madığını anlarlar.

Hayattaki fırsatlarını tamamen kaybeettik-lerinin üzüntüsü ile pişmanlık duyarlar. Ancak bu pişmanlıkları onlara bir fayda vermez.

 

Efendimiz (sav) buyuruyorlar ki:

         

          “Hüzün kuyusundan (vadisinden) ALLAH’a (c.c) sığınınız. O, cehennemde bulunan, cehenne-min kendisinin bile günde yetmiş kez hararetinde ALLAH’a (c.c) sığındığı bir deredir. ALLAH-u Teâla (c.c), onu riyâkar kulları için hazırlamıştır.”

 

Efendimiz (sav) buyuruyorlar ki:

         

“Kıyamet günü, cehennemliklerin azab bakı-mından en hafif olanı, kendisine ateşten iki na’lin giydirilendir. O kimsenin beyni na’linlerin harare-tinden dolayı kaynar.”

 

          “Cehenmem ehlinin içeceği irinli su ve kaynar sular olacaktır. Susuzluktan ciğerleri yanıp-ta ”su! Su!:” diye bağıdıkları zaman içecek olarak kendilerine  zorla irinli su verilir.

 

Efendimiz (sav) buyuruyorlar ki:

 

          “Eğer cehennem irinlerinden bir kova dünya-ya dökülseydi, kokusundan bütün dünya pis kokar-dı.“

          Ayeti celilede buyruyor ki:

         

“Ona orada irinli su içirilecektir. Öyleki, o bunu zoraki içmeye çalışacak bir türlü boğazından geçiremeyecek. Her yandan kendisine ölüm gele-cek. Oysaki, ölmeyecektir.”

    (ibrahim/16-17)

 

          Diğer bir ayeti celilede ise şöyle buyrulur:

         

“Çünkü bizim yanımızda ağır bukağılar, yakıcı ateş, boğazda tıkanıp kalan yiyecek ve elem verici azap vardır.”

 

Efendimiz (sav) buyuruyorlar ki:

 

            “Zaman gelir cehennemlikler öyle bir acıkır ki bunun tesiri bütün o şiddetli cehennem azabına karşı eşit olur. Her yamek diye feryat ettiklerinde kendilerine açlığa faydası olmayacak ve onları bes-lemeyecek olan zehirli dikenlerden yemek verilir. Fakat bunları sindiremezler hemen akıllarına dün-yada yemekleri hazmetmede şarap kullandıkları gelir ve şarap isterler. Kendilerine şarap olarak di-kenli bardaklarda irin verilir. Onlar irini ağızlarına yaklaştırdıklarında dikenler yüzlerini yırtarlar. İçtik-leri midelerine indiği vakit midelerini parça parça eder. Cehennemin hazinelerini çağırıp: “ne olur, ALLAH’a (c.c) dua ette bir gün olsun azabımızı hafifletsin.” Diyerek yalvarırlar. Bunun üzerine cehennem zebanileri onlara: “size açık dedillerle peygamberler gelmedi mi?” diye sorarlar. Onlarda  “Evet geldi. (ancak biz inanmadık.)” diye cevap verirler. Zebaniler: “öyle ise şimdi, yalvarın yalva-rabildiğiniz kadar. Kâfirlerin duası boşunadır.” Der-ler. Onlar: “Bize Malik’i çağırın” derler. Malik’i ça-ğırdıklarında, onlar Malik’e “Rabbimiz, hakkımızda iyi bir hüküm versin derler. Malik: “Siz burada ka-lacaksınız.” Der. (Bunların bu yalvarışlarıyla Malik’in olumsuz cevap vermesi arasında tam bin yıl geçer) Bu sefer kendi kendilerine: “Biz en iyisi ALLAH’a (c.c) yalvaralım. Çünkü bizim için ALLAH (c.c)’den daha hayırlısı yoktur.” Derler. ALLAH-u Teâla’ya: “Ey Rabbimiz! Şikayetimiz üstün geldi. Biz sapıklıkta kaldık. Bizi cehennemden çıkar.

          Bir daha isyana dönersek, o zaman biz zalimlerden oluruz.” Derler. Ancak ALLAH-u Teâla onlara: “sesinizi kesin. Bir daha konuşmayın.” Diye buyurur. İşte o vakit onlar, gerçekten kendileri için hiçbir iyilikten ümit olmadığını anlarlar.hasret ve pişmanlık içinde kalırlar.”

 

          “Ey Rabbimiz! Bizi iki defa öldürdün, iki defada dirilttin, işte günahlarımızı itiraf ettik. Şu cehennemden çıkmak için bir yol var mı? “

                                                       (mü’min/11)

 

          ALLAH-u Teâla, onlara cevap olarak şöyle buyurdular:

          “Bunun nedeni şudur: Bir olarak ALLAH (c.c)’a dua edildiğinde siz küfrettiniz. Eğer ona ortak koşulursa bunu hemen tasdik ediyordunuz. Artık hüküm, o çok yüce, o çok büyük ALLAH (c.c)’ındır.”

                                                         (mü’min/12)

          Muhammed bin Kâb diyor ki:

          Cehennemliklerin beş duası vardır. Hz. ALLAH (c.c) onların dört duasına icabet eder. Beşincisinde ise, artık onlar konuşamazlar. Onların birinci duaları:

          “Ey Rabbimiz gördük; işittik, şimdi bizi dünyaya geri döndürde güzel amelde bulunalım.”

                                                            (secde/12)

         

ALLAH-u Teâla onlara cevap olarak şöyle buyurur:

          “Oysa siz daha önce (dünyada),bizim için dünya mal ve servetlerinden ayrılış yoktur.” Diye yemin etmemişmiydiniz?”

                                                         (ibrahim/14)

 

          Onlar, üçüncü defasında şöyle duada bulu-nurlar:

          “Ey Rabbimiz!. Bizi çıkar. Yaptığımızdan bambaşka bir amel yapacağız.”

                                                             (fâtır/37)

         

ALLAH-u Teâla onlara cevap olarak şöyle buyrur:

          “Size iyice düşünecek olan bir kimsenin düşünebileceği, öğüt kabul edebileceği kadar bir ömür vermedik mi? Size (azap ile) korkutanda gelmişti. Şimdi tadın (o azabı). Artık zalimler için hiç bir yardımcı yoktur.

                                                             (fâtır/37)

 

         

 

Onlar, dördüncü defasında şöyle dua eder-ler:

          “Ey Rabbimiz! Bedbahtlığımız bize galebe etmişti, ey Rabbimiz, bizi buradan çıkar, eğer yine (küfre dönersek) artık hiç kuşkusuz, biz zalim-lerdeniz.”

                                            (mü’minun/106-107)

 

         

Hz. ALLAH (c.c) onlara:

          “Yıkılıp gidin içerisine, bana birşey söylemeyin!” diyerek cevap buyurur. Bundan sonra cehennemlikler artık bir daha konuşamayacaklardır ki, bu, onlar için en büyük azaptır.”

                                                   (mü’minun/108)

 

Efendimiz (sav) buyuruyorlar ki:

         

“Kıyamet günü, ölüm besili bir koç suretinde olduğu halde ortaya getirilir. Ve herkesin gözü önünde cennet ile cehennem arasında boğazlanır. Sonrada şöyle denir:

          “Ey cennet halkı! İşte sizin için bir daha ölüm yoktur. Ebedi olarak buradasınız. Ey cehen-nem halkı! Sizin içinde bir daha ölüm yoktur. Ancak sizde ebedei olarak oradasınız.” Denilir.”

 

Efendimiz (sav) buyuruyorlar ki:

 

          “Kıyamet günü, cehennemden bazı, kimseler cennete götürülürler, cennete yaklaşıp da : onun saray ve köşklerini görüp güzel kokularını duymaya başladıkları ve mü’minler için hazırlanan nimetleri gördükleri zaman:

“Onları geri çevirin. Çünkü onların bu zevk-lerden nasipleri yoktur,” denir. Onlarda benzerine rastlanmayan büyük bir hasret içerisinde geri dönerlerken: “ Ey Rabbimiz, hiç olmazsa dostların için hazırladığın ve bize göstermiş olduğun şu mükafatları gösretmeden, bunlardan haberimiz olmadan bizi cehenneme bıraksaydın. O vakit ce-hennem azabı bizim için daha kolay olurdu “ derler.

Bunun üzerine ALLAH-u Teâla onlara:

“İşte bende size bu ızdırapları çektirmek istedim. Çünkü siz dünyada iken yalnız kaldığınız zaman benimle mübareze eder her türlü kötülükleri işlerdiniz. İnsanlar arasına girdiğiniz vakit ise onlara karşı riyakarlık eder adeta derin bir saygı içinde görünürdünüz. İnsanlardan korkar utanır-ken, benden korkmaz utanmazdınız. Onlara saygı beslerken, bana karşı saygısız davrandınız. Sırf gösteriş olarakatan bazı şeyleri terk ederdiniz, fakat bana  karşı terk etmezdiniz. İşte bütün bu sebeplerden ötürü bende sizi mahrum ettiğim (ve size göstermiş olduğum) bu nimetler karşısında sizi en acı bir şekilde azablandırırım.”

 

Kuran-ı kerimde buyrulurki:

         

“İyiler hiç şüphesiz niymet cennetinde, kötü-ler ise muhakkak alevli ateştedir.”

      (infitar/13-14)

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !