Damlalar

RESULALLAH İSTERSE

 

          ***  Kaderin bir cilvesidir ki Abdullah bin Ubey nifakın başı olmasına rağmen oğlu Abdullah halis bir müslümandı. Babasının Rasulullah (sav) hakkında kötü sözler söylediğini duyan Abdullah;

          - “Ya Rasulullah babamın hakkınızdaki sözle-rini duydum.Onu  öldürmek istiyor musunuz? Eğer onu öldürmek istiyorsanız bana emir verin başını huzuru şerife getireyim. Herkes bilirki babama karşı muhabbetim fazladır. Başkası öldürürse, ihti-mal ki o adama karşı nefsimde bir düşmanlık meydana gelir ve bir kâfire karşı bir Mü’mini öldür-müş olurum  diyordu.”

          Evet hiçbir yakınlık müslümanlığın getirdiği kardeşliğin önüne geçmez. Yine hiçbir yakınlık insanı islamdan ayıramaz her şey bir tarafa  ALLAH  ve Resulü diğer tarafa. Yani  hep ALLAH‘ı ve Rasü-lünü isteme . İşte ufuk insanların ahlakı.

MUTE  KARTALLARI

         

***  Bizans ‘a yapılacak olan Mute seferinde  Resulullah Zeyd bin Harise‘yi  komutan tayin ediyor ve şöyle devam ediyordu ;

          -  Eğer Zeyd şehit olursa Cafer bin Ebu Talip komutaya geçsin, Cafer şehit olursa Abdurrahman bin Revaha komutaya geçsin, Abdurrahman’da şehit olursa ALLAH kılıçlarından biri komutaya geç-sin. Savaş sırasında Zeyd sonrada sırayla Cafer ve Abdurrahman şehit oldu. Komutayı Halit bin Velid aldı.

          **Sahabi , Efendimizin yersiz söz söyleme-yeceğini çok iyi biliyordu. Zira Efendimizin bu ihtarı onların şahadetine işaretti. İşte sahabe şûuru; O’na en yakın insan Zeyd, Mekke’nin seçkin sülalesi olan Kurayşten Cafer bin Ebu Talip ki Mekke’de hatırı sayılı bir zengindi. Ve Abdurrahman  Mekke’nin en zenginlerindendir. Ama görüyoruz ki bile bile davaları için canlarını, mallarını ve ailelerini bir lahzada feda edebiliyorlar.

SEVME VE DENGE

         

***Belh hükümdarı İbrahim bin Ethem dünya saltanatını bırakıp ailesinden bile uzakla-şarak kendini ibadete vermişti. Yıllar sonra karşı-laştığı oğluna babalığın verdiği sevgi ve hasret ile gönülden sarılmıştı. Tam bu sırada İbrahim’e ilahi ikaz geldi.

-         “” Ya İbrahim bir kalpte iki sevgi olmaz.” İbrahim Ethem ‘de

         -  “ Ya Rab senin sevgine engel olanı al.” Duasını yapmış ve oğlu dizlerinin dibine yığılarak oracıkta vefat etmişti.

**Hakiki müslüman kalbinde ALLAH sevgi-sinden gayri sevgi barındıramaz. Bu noktada Üstad Bediüzzaman  ölçüyü koymuştur.  Evet Risale-i Nur şakirdlerine verilen ölçü ;

          “ YA DÜNYA ONA KÜSMELİ  YA DA O DÜN-YAYA “ 

          Öyle ise dünya aldatıcıdır. Dünyanın bizi aldatmaması için dünya ile içli dışlı olmamak lazımdır.

O HEP ZİRVEDEYDİ

         

***İnsanlığın iftahar tablosu Refik-i Ala’ya vuslatın yaklaştığı O hayatı seniyelerinin sonunda bile Bizans’a karşı bir ordu hazırlıyor başınada babası Mute’de şehit olan ve torunu gibi sevdiği Üsame’yi geçiriyor. Hastalığının ağırlaştığı o son anlarda bayılıyor, ayılıyor ve her ayılışında ordunun gidip gitmediğini soruyor. Ölüm heyecanı içinde olan bir insanın meşkul olacağı şey midir bu , bir dava adamı için ondan da ileridir.

          **Peygamberlerin gönderiliş gayesi tebliğdir. Onlar hep ALLAH‘ın dinini hemde ALLAH’ın dinine nasıl hizmet edileceğini öğretirler. Evet O (sav)  bu kudsi vazifeye omuz vereceklere bırakın rahat yaşamayı ölüm döşeğinde bile ne ile uğraşmaları gerektiğini fiilen öğretmiştir.

SEVMEDE HZ. ÖMER ÖLÇÜSÜ

         

*** Hz. Ömer bir savaştan sonra Hz. Üsame’ye  (bir köle)  kendi oğlundan fazla gani-met vermişti. Oğlu bu durumun nedenini sordu-ğunda;

          - Hz. Peygamber Hz. Üsame‘yi bir dizine, Hz. Hüseyin’i bir dizine oturturdu ve “ALLAH‘ım ben bunları sevdim sende sev, derdi”. Ben Hz. Muham-med’in (sav) senden çok sevdiği Üsame’ye daha çok verdim.

          ** Resulullah’ı sevmek ALLAH sevgisi ile doğru orantılıdır. Hz. Ömer ki sahabenin büyükle-rindendir. Resulullah sevgisini kendi babalık sevgi-sinden önde tutmuştur. Ve  Durum gayet açıktır ne tür yakınlık olursa olsun tercih daima Rasulullah olmuştur.

 

DÜNYA MALI İSTEMEM

         

*** Amr ibn’ül As’a bir savaştan sonra ganimet teklif edilince çok üzülmüş ve “ ben gani-met için müslüman olmadım” demiştir.

          ** Sahabi şuuruna güzel bir misal. Elbet müslüman ücretini yalnız ALLAH ‘tan bekler.

VEFA İNSANI

         

*** Bedir savaşında Hz. Ebu Bekir müslü-manların safında, oğlu Abdurrahman kâfir safında idi. Abdurrahman müslüman olunca Ebu Bekir’e;

-Baba Bedir günü karşıma çıktığında ben seni öldürmemiş başkasına bırakmıştım “ deyince

-Hz. Ebu Bekir “Vallahi ben seni kimseye bırakmaz öldürürdüm “ cevabını vermişti.

** Evlatta olsa hak davası için feda edilir. İşte Hz. Ebu Bekir’in şûuru.

 

ZOR TERCİH

         

***  Peygamberimiz Tebük seferine çıkarken Abdullah bin Ubey başkanlığındaki münafık toplu-luğu

-“Bu sıcakta harbe çıkmayın “ dediler.

Onların bu tutumu karşısında

- “De ki cehennem ateşi daha sıcak“(Tevbe) ayeti  nazil oldu.

** Evet burada Tebük seferi ALLAH’ın emirlerine uymadaki çile ve ızdırabı, Abdullah Bin Ubey‘de nefis ve islam düşmanlarını temsil etmek-tedir. Öyle ki ALLAH‘ın emirlerini yerine getirme (başta namaz kılma olmak üzere ALLAH yolunda bütün fedakârlıklara katlanma) ızdıraplıdır, çilelidir, zordur. Ama unutulmamalıdır ki cehenne-min azabı çok daha çetin ve çok daha şiddetlidir. Ya fani dünya da geçici çile ya baki alemde tükenmez ceza! Tercih insanoğlunun.

 ENES BİN NADR

 

*** Bedir‘e katılamamıştı. O, cihad aşkıyla yanıyordu ve kader onun bu halis isteğine sarp yokuş Uhud’da evet diyecekti. Savaşın iyice kızıştığı bir andı; münafıklar Resulullah’ın öldüğü haberini yayarak islam saflarında ümitsizlik, geriye çekilme meydana getirme getirmek istiyorlardı. Bu acı haberi duyan Hz. Ömer düşman saflarına doğru koşan Enes’e seslenerek;

-Enes, dağa çekilin Rasulullah öldü.

Bu haber karşısında dünyası kararan Enes:

-“Resulullah’ın öldüğü yerde biz yaşama-malıyız“ diyerek  düşman saflarına daldı.

          Savaş sonrası aziz şehid yediği kılıç darbe-leriyle tanınmaz hale gelmişti. Onu kız kardeşi elin-deki yüzükten tanımıştı.

          ** Evet, “Resulullah’ın öldüğü yerde biz yaşamamalıyız “  bu söz sahabenin islam davasına sadakatini göstermektedir. Zira Rasulullah’ın cismi ALLAH davasını temsil etmektedir. Uğruna baş ko-nulan  davada Rasululullah’ın cismini koruma davası değil temsil  ettiği hakikatlerdir. İşte saha-benin mücadelesi budur; ALLAH’ın dininin yer yü-zünde hakim olması. Efendimiz cismen yeryüzünde olmasa da temsil ettiği yüce mefkure ebetlere kadar devam edecektir. Bize düşende sahabe şûuru ile bu davaya sahip çıkabilmektir.

İSTEDİĞİMİZ AHİRETTİR

         

*** Hz. Ömer bir gün saadet hanesini ziyaret gitmişti. İçeriye girdiğinde Resul-i Ekrem‘in mübarek vücuduna yattığı hasırın izi geçmişti. Bu tablo karşısında

          Hz . Ömer’in gözleri dolmuş :

- Ya Rasulullah (sav) Bizans İmparatoru, Kisra hanedanı saraylarında rahat döşeklerde yatı-yor. Çevrelerinde hizmetçileri onlara hizmet etmek için sırada bekliyorlar. Halbuki onlar sadece birer devletin sultanı siz ise bütün alemlerin sultanı Kâinatın Efendisisiniz.

Rasulullah Hz. Ömer’in bu sözlerine;

-“İstemez misin ya Ömer dünya onların ahiret bizim olsun “ şeklinde karşılık verir.

**Hasır üzerinde yatması  onun eşsiz müte-vaziliğindendir; yine içerden hasırdan başka bir şey olmaması her zaman sadeliğe önem verdiğinin güzel bir örneğidir. Zira kibir, şöhret ve gösteriş, ancak insanı ALLAH ‘tan uzaklaştırmaya yarar.

**Efendimiz dünya malına hiçbir zaman ehemmiyet vermemiştir. Fakat bu bu durum O’nun dünya malına sahip olamayışından kaynaklan-mamaktadır. Zira Hz. Hatice ile evlendiğinde Mekke’nin en zenginlerinden olmuş fakat bu serveti ALLAH yolunda tüketmiştir. Yine İslâmiyet yayıl-dıkça İslam orduları zaferler kazanmış ve bu zaferlerin çoğunu efendimiz kumanda etmiştir. Bir fikir vermesi açısından biz sadece Huneyn savaşı sonrasında elde edilen ganimete bakalım; 6000 esir, 24.000 deve, 40.000 koyun, ve yaklaşık 4,5 ton altın ve gümüş. ( sonsuz  1 nur sayf 211)

Bu ganimet paylaşılmış sadece Ebu Süfyan’a 300 deve ve 130 kilo gümüş düşmüştür.

Efendimiz bu ordunun kumandanıdır ve en fazla ganimeti onun alması lazımdır. Bırakın koyunu, deveyi, esirleri  sadece altın ve gümüşten kendi payına düşeni alsa bu mal onun hayatı boyunca rahat yaşamasını sağlamaya yetecektir.

Evet o, elinde olduğu hem de çok fazla olduğu halde dünya malına tenezzül etmemiş sade bir hayat yaşayarak bu dünyadan göçmüştür, zaten “Faniyi bırakıp bakiye yönelmeyi“ tam manasıyla temsil eden de O (sav) değil mi?

SANA FEDA OLSUN

         

*** Hz. Sümeyra Uhud‘da Rasulullah‘ın şe-hid olduğunu duyunca soluğu Uhud dağının etek-lerinde almıştı, orada kendisine; “baban, kocan, çocukların“ denilip naaşları gösterildiğinde o Rasu-lullah‘ı arayarak şöyle mırıldanır; “Resulullah’a ne oldu“  İşte Resulullah şurada denlince kendini onun önüne atarak;

          “Sen olduktan sonra bütün musibetler hafif gelir ya Rasulallah “ demiştir.

          **Bir insanın yakının öldüğü kendisine söy-lenince neler hissedeceği nasıl dünyasının kara-racağı malumdur. Hele bu bir ana ve kaybettiği iki genç evladı olursa acının ve ızdırabın şiddetini kelimelerle ifade etmek oldukça zorlaşır. Birde bu zor anda ince ruhlu anayı teskin edecek kocanın olmayışı, bundan daha acı olarak kocanın da aynı yer ve zamanda vefat etmesi adeta dayanılması imkânsız bir keyfiyet arz eder. Ama görüyoruz ki mesele Efendimiz olunca her şey unutuluyor. Çün-kü Efendimize olan bağlılıkları ailevi bağların çok ilerisindedir.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !