Hikmet Damlaları

 

BUNALIMA GİREN BİR ZENGİNLE SOHBET


Mehmed Kırkıncı Hocaefendi anlatıyor;  “Bir gün bir kardeşimiz, yanında bir zatla ziyaretime geldi. Getirdiği adam Erzurum’un zenginlerindenmiş. Çoluk çocuğu, ailesi varmış, hepsiyle de güzel geçinirmiş. İstediği zaman özel taksiyle istediği yere gidebilirmiş. İstediği yemekleri yer, istediği gibi giyinebilirmiş. Vücudunda herhangi bir hastalığı olmadığı gibi, herhangi bir sakatlığı da yokmuş. Böyle olduğu halde bir türlü huzurlu olamadığını, rahat nedir bilmediğini, canının her zaman sıkıntılı olduğunu, hatta intiharı düşündüğünü yana yakıla anlattı.


Ben ona şöyle dedim; “İnsan bazı şeyleri yemekten veya yememekten hasta olur. Mesela C vitaminine ihtiyacı olan bir kimse limon ve portakal gibi meyveleri yemezse hasta olur. Yine başka bir kimse kendisine zararlı olan bazı yemekleri yer veya zehir içerse elbette hastalanır. Anlaşılan sende de böyle bir hal var.”


Dedi ki; “Hocam ben normal gıdamı alıyorum. Zaten vücudumda herhangi bir hastalık da yok.”


-Tamam orası öyle ama, sen sadece etle kemikten ibaret değilsin ki, ruhun, aklın, hafızan var. Sen ancak bunlarla beraber insan olursun. Vücudunu doyurduğuna göre, ruhunu, aklını, hafızanı


doyurmamışsın ki, kendini huzursuz hissediyorsun.


-Ruh nasıl doyar?


-Namazla, ibadetle, duayla, zikirle..Namaz kılabiliyor musun?


-Hayır.


-Bak! Şimdi huzursuzluğunun sebebi ortaya çıktı. Ruhuna namazı yedir ki ruhun doysun.


-Bu andan itibaren namaz kılacağıma söz veriyorum. Acaba bundan sonra huzurlu olabilecek miyim?


-Aklını, hayalini, hafızanı da doyurman lazım.


-Akıl nasıl doyar?


-Tefekkürle, aklını Allah’ın emrettiği şekilde çalıştırmakla..Tefekkür edebilmek için bazı yol göstericilerinin olması lazım. Şu kitapları(Risale-i Nur) okursan onları bulmuş olursun. Bu kitaplar sana tefekkür yolunu açar, sen de o yollardan gidersin. Tefekkür yolunun yolcusu olduğun müddetçe mesut olursun. Dünya bomba olup patlasa, belalar üzerinden eksik olmasa senin saadetine bunların hiçbiri zarar vermez. Gönlün hoş, ruhun hoş, kalbin hoş olur. O zaman hayalin de hoş yerlerde gezer. Hafızan da hoş şeylerle dolar.”


…Aynı zenginle sohbetimiz şöyle devam etti;


-Senin çiftliğin var mı?


-Yok.


-Çiftliğin olduğunu farz edelim. Orada en semiz atları yetiştirir de onları boş bırakır mısın?


-Hayır, onları çalıştırırım.


-Yazık değil mi hayvanlara canım? Salıver, çiftlikte istedikleri gibi yesinler,, içsinler,gezsinler tozsunlar..


-Neden yazık olsun? Onları o kadar besledikten sonra çalıştırmak en tabii hakkımdır.


-Sen çiftlikteki atların serbestçe yaşayıp da sonra da ölmelerine razı olmuyorsun da dünya çiftliğinde yaşayan insanların istedikleri gibi yaşamalarına Allah razı olur mu? Allah insanı yaratsın da,, sonra da başıboş bıraksın, ölüp gitsin. Bu nasıl izah edilir? Akıl ve mantığa sığar mı?


-Elbette sığmaz..                                   


-Öyleyse Allah’ın emirlerini yerine getirmeliyiz. Ölmek için değil, burada imtihan olup, ahirette hesap vermek için yaratıldığımızı bilmeliyiz. Serserilikten vazgeçip, Allah’a itaat etmesini öğrenmeliyiz.


Not: Bu izahlardan sonra o zat ibadete başlamış, sıkıntılarından kurtulmuş ve bir süre sonra da dar-ı bekaya irtihal etmiş. Allah rahmet eylesin..

Yusuf Has

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !