Kur'an Sünnet Ayrılmazlığı

Son zamanlarda sık sık dile getirilen bir husus var. Kuran ile sünneti birbirinden ayırmak, hatta sünneti hiçbir sekilde hesaba katmamak. Kuran bize yeter diyerek sadece Kuran ile yetinmeye çalismak. Elbette ki bu, müslümanların kafasını karıştıran yanlış bir telakkidir.

Ayet-i kerimede:
“O hevasindan konusmaz ve O’nun konusmasi kendisine vahyedilenden baskasi degildir.” (Necm 3-4) buyrulmustur.
Demek ki Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Kur’an olarak biz ümmete ne bildirmisse o Allah’in kelamidir. Bir de Kur’an olarak bildirmedigi fakat Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin kalbine Allah celle celaluhun ilham ettigi hak sözler vardir. O sözler vahyin bir çesididir. Bazi âlimler bu tür ilhamlara vahy-i gayri metlüv (Kur’an gibi okunmayan vahiy) demislerdir. Bunlar da kesin dogrulari içerir ve hüküm koyarlar. Dolayisiyla Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin sözlerine, fiillerine, yaptigi islere veya yaninda yapilan bir ise sükût edislerine dikkat etmemiz ve onlari çok ciddiye almamiz gerekir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin sözleridir, fiilleridir, sahsî amelleridir diyerekten onlari küçümseyenler büyük bir gaflet, büyük bir cehalet içerisindedirler. Bu kadar sikintilar içerisinde ümmet-i Muhammed kivranirken, ümmetin sanki hiçbir isi yokmus gibi, böyle seylerle mesgul olmak, hakkinda icma vaki olan bir hususu kurcalamak, ciddi müslümanlarin, hele ilim adami payesi tasiyanlarin asla isi olamaz.

Degerli müminler! Peygamberimizin hayati vahiyle tanzim edilmis ve bir insanin ulasabilecegi en yüce kemalata vasil olmustur. O’nun Allah katindaki yüksek derecesine, gökte melekler, yerde peygamberler gipta etmis ve O’na ümmet olabilmek için Allah Teâlâ’ya niyazda bulunmuslardir. Bunu böyle bilmemiz lazim. Bizim örnek aldigimiz, sünnetine tâbi olmak mecburiyetinde oldugumuz peygamber, böyle bir peygamberdir. Siradan insanlarin sünnet aleyhinde yaptiklari konusmalari, ciddi telakki etmek büyük bir ciddiyetsizliktir, Rasulullah sallallahu aleyhi ve selleme saygisizliktir.

Kur’an sünnet bütünlügü, zamanimizin en mühim meselelerinden biridir. Ümmeti, Peygamberinden ayirmak istiyorlar. Ümmeti, Peygamberinin yolundan, O’nun yasantisindan ayirmak istiyorlar. Müslümanlarin gönlündeki Peygamber sevgisini azaltmaya hatta silmeye çalisiyorlar. Hâlbuki bizim ecdadimiz, asirlardir çocuklarini, Peygamber sevgisiyle büyütmüslerdir. Bu bir inançtir, bu bir imandir. Onun için, sünnete, sadece geçmiste bir kisim insanlarin veya bir kisim toplumlarin yaptigi, artik yapmamiz gerekmeyen davranislar olarak bakmak büyük bir yanlis, büyük bir sapikliktir. Ümmetin imanini zedelemeye çalismaktir.

Degerli müslümanlar! Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bütün mahlûkatin en sereflisi, en faziletlisi ve en üstünü olarak yaratilmis ve ahir zaman nebisi olarak kendisine, hükmü kiyamet sabahina kadar geçerli olacak bir kitap gönderilmistir. Rasulullah, yeryüzünde fitne kalmayincaya kadar cihadla emrolunmustur. Demek ki O’nun hayati, bastan sona, nokta nokta hiç atlamadan takip etmemiz gereken bir hayat tarzidir. O’nun hayatindan bir nokta atlamak, bir satir atlamak demek Kur’an’dan uzaklasmak, Rabbimizden uzaklasmak, Islam’dan uzaklasmak demektir. Çünkü tekrar ifade edeyim, âlemlerin efendisi, ahir zaman nebisi, canimiz cananimiz Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin temiz, mücella hayati Kur’an-i Kerim’in canli bir tefsiridir. O’nu anlamadan Kur’an’i anlamak mümkün degildir.

Rasulullah Efendimiz, hakki bulmada tek rehberdir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve selleme tâbi olmadan, O’nu rehber edinmeden, O’nu kilavuz edinmeden, hakki bulmak asla mümkün degildir. Kendisine tâbi olunacak tek önder O’dur. Yolumuzu aydinlatacak tek hidayet günesidir. Bütün yasantimizda misal olabilecek tek örnektir. Kim ki O’nu rehber edinir, O’nu önder kabul eder, O’nun sünnetine tâbi olursa, O’nu örnek alirsa böyle bir kimseye uymak vacip olur.
Dikkat buyurun muhterem müslümanlar! O’nu önder kabul eden, O’nun hidayetine tâbi olan ve O’nu örnek alan kisilere tâbi olmak gerekir. Yoksa O’na tâbi olmayan, O’nun hayatini örnek almayan, O’nu kendisine kilavuz edinmeyen insanlari rehber edinmek, onlara uymak, onlarin etrafinda toplanmak asla caiz degildir. Evet, Rasulullah’tan ayrilanlara, nebevî yoldan ayrilanlara, baska önderler, baska rehberler edinenlere, asla uyulmaz ve asla tâbi olunmaz. Çünkü onlar sapiktirlar, dalalettedirler. Kendileri helak olduklari gibi kendilerine tâbi olanlari da helake sürüklerler.

Aziz müminler! Allah celle celaluhun kitabina sarilacaksiniz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin sünnetine tam olarak tâbi olacaksiniz. Bir kilavuz, bir rehber olarak Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin izini takip edeceksiniz. Bileceksiniz ki Islam’i anlamak Kur’an ve sünnet bütünlügü ile mümkündür. Iste o zaman hakki bulur ve dogru yolda yürürsünüz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve selleme böylece ittiba eden, bu sekilde O’nu rehber edinen insanlarin da pesinden gitmek, izlerini takip etmek, onlarla hemmeclis olmak gerekir, dogrusu budur. O’nun yolunu sapitanlar, O’nun yolunu karartanlar, O’nun yolunu bulandirmak isteyenler kim olursa olsun, o kimselere uymak, onlarin pesi sira gitmek asla caiz degildir.

Kur’an’a, sünnete karsi olan, hatta Islam’in pek çok emrini reddettigini apaçik söyleyen insanlar var. Müslümanim diyen insanlar, bu gibilerin pesinden giderse sonlari helak olur, bunu bilmelidirler. Çünkü açikça Kur’an’a ve Islam’a karsi gelen insanlarin imani yoktur. Bile bile imani olmayan insanlarin pesinden gitmek ise büyük bir dalalet ve ahirette büyük bir azaptir. Bilmeden bu tip insanlarin pesinden gidenler ise büyük bir gafletin içindedirler.

Aziz kardeslerim! Müslümanim diyen herkes o hidayet günesinin, o âlemlerin Efendisinin getirdigi Kur’an-i mübini, O’nun sünnet-i seniyyesini çok iyi bir sekilde ögrenerek ittiba etmek, sadece ögrenmekle kalmayip, ona uymak ve baskalarina ögretmek mecburiyetindedir. Sirk ve küfrün zifiri karanliginda, sehvetlerin azginlastigi, insanî duygularin sifirlandigi, vahset ve barbarligin ayyuka çiktigi, müstekbirlerin bütün kin ve gayzlari ile mustazaflara kan kusturdugu, cahilî bir yasantiya mahkûm olan dünyamizda tek kurtulusun Kur’an yoluna, sünnet yoluna simsiki sarilmak ve O’na ittiba ederek yasantimizi Islamlastirmak ile mümkün olacagini idrak etmeliyiz. Islam’a dönmeliyiz, Kur’an ve sünnete dönmeliyiz. Kur’an ve sünnete tâbi olmayan hiçbir fert, hiçbir toplum asla felah bulamaz. Bugün veya yarin, ama bir gün mutlaka helak olmaya mahkûmdur.
Tarih içindeki hadiselere, meydana gelen olaylara, devletlerin çöküsüne, toplumlarin dagilmasina bakiniz. Tamami azginliktan, din düsmanligindan, dine karsi gelisten, ahlak disiliktan kaynaklanmaktadir. Simdi bir Bizans devletini düsününüz. Asr-i Saadet’ten beri gelen Islam ordulari Emevî, Abbasî, Selçuklu karsisinda gerilemis, nihayet Osmanlinin Istanbul’u fethi neticesinde tarih sayfasindan silinip gitmistir. Bizans’in devlet hayatindaki ahlaksizliklari, toplum hayatindaki ahlaksizliklari, aile hayatindaki ahlaksizliklari dillere destan olmustur. Helak olmus veya devletlerini kaybetmis ya da tarihten silinmis milletlere bakiniz durum aynidir. Osmanli dâhil müslüman devletler de öyledir. Bir Bizans kadar kötülüklere batmasalar bile, batis sebeplerine baktiginiz zaman, Islam’in emirlerinden, Peygamberimizin sünnetinden ayrilmak, kendi Islamî ölçülerini terk edip Islam’in disindaki toplumlarin ölçülerine tâbi olma neticesinde yikildiklarini görürsünüz.

Degerli müminler! Sünnete tâbi olmanin ehemmiyetine ve zaruretine bakiniz ki Allah Teâlâ Rasulullah’a tâbi olmayi, kendisine tâbi olmak kabul ediyor. Iste sünnet-i seniyyeye sarilmanin, Rasulullah sallallahu aleyhi ve selleme uymanin, O’nu rehber etmenin ehemmiyetini düsünelim. Allah Teala söyle buyuruyor:
“Kim ki Rasule itaat ederse, muhakkak Allah’a itaat etmis olur.” (Ahzab 71, Nisa 13)
Degerli müslümanlar! Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem kiyamet sabahina kadar gelen bütün müslümanlar için bir “Üsve-i Hasene”dir. Nitekim konuyla ilgili bir ayet-i kerimede:
“Sanim hakki için muhakkak ki size Rasulullah'ta pek güzel bir örnek vardir. Allah'a ve son güne ümit besler olup da Allah'i çok zikreden kimseler için.” (Ahzab 21) buyruluyor.
Allah’in Rasulünde biz müminler için en güzel örnek vardir. Yine Nisa suresi 59. ayette müslümanlarin böyle bir örnege nasil tâbi olmasi gerektigini ve yasantilarinda karsilastiklari bazi sikintilar veya anlasmazliklarda nasil hareket edeceklerini Allah celle celaluh, bize açik ve net açik olarak bildirmistir. Durum böyle oldugu halde, hâlâ Kur’an ve sünnetin arasini ayirmak, sünneti önemsememek, birçok hadisleri reddetmek ve böylece müslümanlarin kafasini bulandirmak, insaf isi degildir. Bu insanlar büyük vebal altindadir ve azaplari da öbür âlemde -eger tövbe etmezlerse- çok büyük olacaktir. Bakiniz Allah Teala ne buyuruyor:
“Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Peygambere de itaat edin ve sizden olan emir sahibine de itaat edin. Eger herhangi bir seyde anlasmazliga düserseniz; Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inaniyorsaniz, onu Allah ve Rasulüne arz edin. Bu, daha iyidir ve sonuç bakimindan da daha güzeldir.” (Nisa 59)

Peki, bu emir apaçik bizim önümüzde durdugu halde Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin sünnetini ikinci plana atmak, hatta hiçe saymak, hangi ilim adaminin yapabilecegi, hangi vicdanin kabul edecegi bir istir. Allah celle celaluh:

“Ey müminler! Allah’a itaat ediniz, Rasule itaat ediniz” buyurmaktadir. Yani önce Allah’a itaat edeceksiniz, hemen akabinde Rasulullah’a, sonra da Allah’in emrine uyan, Allah’a tam teslim olan ve Rasulullah’in sünnetine uyan “emir sahiplerine” uyacaksiniz. Fasiklara, facirlere, küfür ve sirk ehline asla uymayacaksiniz. Islam’in ölçülerine, Islam’in ahkâmina savas açmislara, bunlar kim olursa olsun, asla uymayacaksiniz. Peki, aranizda herhangi bir sey hususunda niza(çekisme) oldugu zaman kime müracaat edeceksiniz? O meselenizi sakin saga sola, Islam’la alakasi olmayan merkezlere degil, Allah’a ve Rasulüne götürünüz.

Rasulullah hayatta oldugu zaman müslümanlarin meseleleri O’na götürülüyor ve bizzat Rasulullah tarafindan çözülüyordu. Peygamberimiz öbür âleme göçtükten sonra da O’nun bize biraktigi ve bu ikisine uyarsaniz asla dogru yoldan sapmazsiniz dedigi Kur’an ve sünnete göre meseleler çözülmüstür. Ashab-i kiram ve onlari takip eden tabiin, tebe-i tabiin, müctehid imamlar ve sonraki Islam ulemasi bugüne kadar böyle yapmislardir. Öyleyse biz müslümanlarin baska bir seçenegi yoktur. Aramizdaki olan meseleleri Allah ve Rasulünün bize emrettigi sekilde yani Kur’an’a ve sünnete uygun olarak çözecegiz.

Burada hem Kur’an’a hem sünnete müracaat istenmistir. Sadece Kur’an’a veya sadece sünnete degil, her ikisine beraber. Çünkü Kur’an ve sünnette birbirinin açiklamasi var, tefsiri var.
“Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inaniyorsaniz” Bakiniz sart, eger siz Allah’a ve ahiret gününe inaniyor iseniz, böyle yapiniz.

“Iste bu sizin için en hayirli olandir. Sonuç olarak da en güzelidir.”

Yine Hasr suresi 7. ayette:
“Allah Rasulü size ne verdiyse onu alin. Size neyi yasakladiysa ondan sakinin ve Allah'tan korkun. Çünkü Allah'in azabi siddetlidir.” buyruluyor.

Rasulullah Efendimiz, canimiz Hazreti Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem bize ne vermisse, yani bize neyi emretmisse, Kur’an’dan ve sünnetten onu aliriz. Onu yapmayin, ondan uzak durun, o zararlidir diye nelerden nehyetmisse onlardan da uzak dururuz, onlari yapmayiz.
Yine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem söyle buyuruyor:
“Kim ki bana itaat ederse, Allah’a itaat etmis olur.”(Ibn-i Mace)

Bir insan, -hâsâ- “ben Rasulullah’a itaat ederim, Allah’a itaat etmem. Veyahut da Allah’a itaat ederim de Rasulullah’a itaat etmem” diyebilir mi? Böyle bir iman olur mu? Böyle diyen bir müslüman olabilir mi? Asla olamaz. Allah’in Rasulü bu hususta:

“Kim bana itaat ederse bilsin ki, Allah’a itaat etmis olur. Kim ki bana asi olursa Allah’a asi olmus olur” buyurmaktadir.

Rasulullah’in sünnetlerini sürekli terk eden, hatta sadece sünnetleri degil, Kur’an’in tefsiri mahiyetinde olan, çesitli ahkâm içeren bazi hadisleri bile terk eden insanlar var. Simdi Rasulullah’in mübarek sözlerine ve fiillerine karsi gelenler, onlara tâbi olmayip asi olanlar, aslinda Allah celle celaluha asi olmus oluyorlar. Rabbim cümlemizi islah eylesin. Onun için Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

“Kim ki sünnetime temessük ederse, yani simsiki yapisirsa bilhassa ümmetimin fesada gittigi zaman da, ona yüz sehit sevabi vardir” (Beyhaki, Zühd) buyruluyor.

Iste aziz müminler! Zaman, o zamandir. Peygamberimizin haber verdigi zamandir. Ümmet fesada gitmis ve Kur’an’a, sünnete gereken ehemmiyeti göstermez olmus. Islam’in esaslarini ihmal etmisler hatta Islam’da en büyük ibadet ve en mühim farz olan namazi bile terk eder olmuslardir. Namaz kilanlar da nasil kiliyor iste görüyoruz. Hâlbuki Allah:
“Namaz, insani kötülüklerden alikor” (Ankebut 45) buyuruyor.

Hani, hangimizin namazi bizleri kötülüklerden alikoyuyor? Hangimiz her kildigimiz namazdan sonra daha güzel ahlak ediniyoruz? Yok, yine bildigimizi yapiyoruz. Ayni kötülükleri tekrar ediyoruz. Ümmet fesada gitmis. Dünyanin dört bucaginda olanlari ve bizlerin bu olanlar karsisindaki duyarsizligini görüyorsunuz. Islam’i, Kur’an yolunu terk etmisiz. Yönümüzü Avrupa’ya dönmüsüz; Avrupa’daki ahlaksizliklar, din disiliklar, ahlak disiliklar insanligin bütün vasiflarini, meziyetlerini tahrip eden kötülükler, sonuna kadar yurdumuzun kapilarini açmis içeri hücum ediyor. Bizler de onu gayet rahatlikla aliyoruz.

Televizyonlarin ekranlarinda olanlara, radyo mikrofonlarina, gazete, dergi sayfalarina bakiniz, ümmet fesada gitmis hatta birçok insan inanmiyor. Gençlerimizde ahiret inanci noktasindan zaaf oldugu gibi, kendisini mevcut sisteme adapte etmis pek çok yasli insanimizda da iman zaafi vardir. Islam’in esaslarini bilme ve onlara uyma noktasinda da çok büyük sikintilar vardir. Ülkemiz insaninda bozulma çok ileri safhadadir. Sadece Türkiye degil, bütün dünya müslümanlari bozulmus durumdadir. Islam ümmetinin zillet içerisinde olmasinin asil nedeni de budur.
Küçük küçük topluluklar, siginak gibi belirli adalara toplanmislar, kendilerini korumakla mesgul. Birakiniz kötülüklerle mücadele etmeyi, kendilerini kötülüklerden koruma mücadelesi veriyorlar. Bu da güzel bir sey, ama yeterli degil. Iste böyle bir zamanda yasiyoruz. Ümmetin fesada gittigi bir zamanda, hatta müslümanlarin imanlarindan oldugu bir zamanda yasiyoruz. Adam namaz kiliyor ama Islam ile alakasi kalmamis, hâlâ ben suyum diyor. Islam’in birçok esaslarini inkâr edenler, namaz da kiliyor, oruç da tutuyor. Yasadigi hayatin da Islamî oldugunu zannediyor. Bilinsin ki bu yasanilan hayat Islamî bir hayat degil.

Aziz müslümanlar! Islam’i yasayanlarimiz bile Islam’dan ancak bazi bölümleri yasiyor. Islam’i bütünüyle yasamiyoruz. Islam’in bütününü yasamadigimiz için de toplum fesada gitmis. Iyi mücadele etmemiz, kendimizi iyi tahkim etmemiz, Islam’i iyi ögrenmemiz lazim. Imanimizi çok kuvvetlendirmemiz, birbirimize bu hususta yardimci ve destek olmamiz ve sonra da Allah yolunda diger insanlara Islam’in güzelliklerini, hakikatlerini anlatmamiz gerekmektedir.

Böyle Islam’in garip hale geldigi, insanlarin sünnetten uzaklastigi bir zamanda sünnet-i seniyye üzerinde yasayanlara, Allah Rasulünün sünnetine tâbi olanlara, Kur’an’a tâbi olanlara Rasulullah bir müjde veriyor:

“Ümmetimin fesada düstügü bir zamanda benim sünnetime sarilana yüz sehid sevabi verilecektir.”

Bir sehidin ne büyük bir sevaba nail oldugunu hepimiz biliriz. Peygamberlerden sonra derecesi en yüksek olanlar sehitlerdir. Ümmetin fesada düstügü bir zamandayiz. Kur’an’a sarilalim, O’nun tefsiri mahiyetinde olan sünnet-i seniyyeye sarilalim. Televizyon ekranlarinda, radyolarda, sünnete, Rasulullah’in o essiz pak hayatina karsi mücadele edenlere, sakin ola ki aldanmayalim. Onlarin yanlis telkinlerini saf disi etmek için baska insanlara da anlatalim.
Allah cümlemize, din-i mübini Islam üzere yasamayi, iman üzere ölmeyi ve iman üzere dirilmeyi nasip eylesin. Âmin.

ZEKİ SOYAK
ilkadimdergisi.net

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !