Kurdun yükünü çekmedikçe aslana binilmez

Doç. Dr. Hasan Çiftçi'nin "Şeyh Ebü'l-Hasan-i Harakânî (ra) I" isimli eserinde ibretli bir menkıbe anlatılmaktadır:

Mevcut işaretlere bakılırsa, Ebü'l-Hasan, tasavvuf çevrelerinde büyük bir şeyh, zamanın kutbu, gavsı ve mürşidi kabul edildiği halde, kendisine en yakın biri olan hanımı, ona inanmamakta, manevî mertebesini takdir etmemekte, misafirlerine iyi davranmamakta, onun hakkındaki bu kanaatini fırsat buldukça, önüne çıkan herkese anlatmaktan da geri durmamaktadır. Nitekim Muntahab-i Nûru'l-ulûm, Tezkiretu'l-evliyâ, Mesnevî ve diğer kaynaklarda yer alan aşağıdaki menkıbelerin özet şekilleri Şeyh'in hanımıyla ilgili söz konusu iddiaları ortaya koyar: "Şeyh Ebü'l-Hasan, dağa gitmişti. Onu ziyaret etmek için bir grup insan, tâ Horasan'dan gelmişti. Köyün kenarına varınca karşılarına bir yaşlı çıktı. 'Şeyh'in tekkesi nerededir?' diye sordular. 'Hangi Şeyh?' deyince, 'Ebü'l-Hasan' dediler. Yaşlı, 'Ey Müslümanlar, boşuna yorulmuşsunuz; zamanınıza yazık! O bir nekestir; fakat sır sâhibi olduğunu söyler; geri dönün çünkü onun işinin temeli yoktur.' dedi. Çok üzüldüler, geri dönmek istediler. İbni Sînâ da bu grubun içindeydi; 'Geldiğimize göre, görmeden geçmeyiz.' dedi. Tekkenin kapısına gittiler. Hanımı perdenin gerisinden seslendi. 'Kendisi burada değil, yabana gitmiş; eğer onun için gelmişseniz, bu yolculuğunuza yazık!' dedi. 'Sen onun nesisin?' diye sordular. 'Hanımıyım.' dedi. 'O, nasıl bir kimsedir?' dediler. 'Sır sahibi olduğunu iddia eden bir delidir.' dedi. 'Geri dönüp gidelim, onun hâlini en iyi hanımı bilir.' dediler. Ebû Ali-yi Sînâ, 'Onu görmedikçe geri dönmeyiz.' dedi. Sahranın yolunu sordular (gittiler). Aslana odun yükleyip gelen bir adam gördüler; yaklaşınca (odun taşıyanın) bir aslan olduğunu gördüler. Şeyh dedi: 'Selâmün aleyküm, Ebü'l-Hasan, halkın (hanımının) yükünü çekmedikçe, aslan da onun yükünü çekmez."

Aynı menkıbenin sonu Attar'ın Tezkiretu'l-Evliyası'nda şöyle anlatılıyor: "İbn-i Sînâ Şeyh'i görmek için sahraya gitti. Şeyh'in, aslana bir yük çalı yükleyerek geldiğini gördü. İbn-i Sînâ, kendinden geçti. 'Şeyhim, bu ne haldir?' diye sorunca 'Evet, biz böylesi bir kurdun (hanımın) yükünü çekmedikçe, böyle bir aslan da bizim yükümüzü çekmez.' dedi. Bu menkıbe ile ailevî geçimsizlikler konusunda hem erkeğe hem de kadına sabır dersi verilmektedir. Bir zamanlar büyük zatlar nefis terbiyesi için riyazat yapmış ve mağaralara çekilmişler. İşte her gün evindeki problemli eşine sabredenler de o riyazat yapan ve mağaralara çekilip nefislerini terbiye için gayret edenler gibidir. Hatta mukaddes bir işin ve hizmetin devamı, hatta müminlerin tesânüdünü sağlamca ayakta tutmak için, birbirinin cevrine tahammül edenler de aynı şekilde nefislerini terbiye edenler gibidir. Hatta daha da önemli bir mevkidedirler. Bütün bunlar birer imtihandır. Müminlerin diken batması nevinden cevir ve cefalarına tahammül etmeyenler, Allah korusun tesanüdü bozup zayıflayarak düşmanların ayakları altında zilletle inlemeye mahkûm edilebilirler. İşte koca Âlem-i İslam! Osmanlı'ya tahammül edemeyenlerin şu anda ne durumda olduklarına bakıp ibret almak gerekir...

Abdullah Aymaz

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !